İspanya’nın en güzel şehri hangisidir? Bunu gerçekten anlayabileceğimi hiç sanmazdım
Kayseri’de akşamlar bazen çok sessiz oluyor. Özellikle kışın, pencerenin kenarına oturup dışarı baktığımda, sanki şehir nefesini tutmuş gibi geliyor. O gün yine öyle bir andı. Elimde çay, telefonumda rastgele gezerken İspanya hakkında bir video açıldı. Renkler, sokaklar, insanlar… Bir anda içimde garip bir boşluk hissettim.
“İspanya’nın en güzel şehri hangisidir?” diye bir soru çıktı karşıma. O an gülümsedim. Çünkü gerçekten böyle bir sorunun cevabı var mı bilmiyordum. Ama içimde bir şey kıpırdadı. Sanki hayatımda eksik olan bir şey o sorunun içinde gizliydi.
Ve o geceden sonra kafamdan çıkmadı.
Bir sorunun peşine düşüşüm
Madrid mi, Barselona mı, yoksa başka bir yer mi?
Ertesi gün işte mola verdiğimde bilgisayarda araştırmaya başladım. Madrid… Barselona… Sevilla… Hepsinin fotoğraflarına baktım. Ama içimde tuhaf bir şey vardı. Sanki birini seçersem diğerine haksızlık edecekmişim gibi.
Kayseri’de büyürken şehirler benim için hep netti. “En güzel şehir budur” denirdi, tartışma biterdi. Ama İspanya’da bu iş öyle değilmiş. Her şehir başka bir duygu taşıyor.
Ve ben bunu fark ettiğimde biraz huzursuz oldum. Çünkü net cevapları severdim. Ama bu soru net değildi.
Madrid: Yalnızlığın ortasında bir kalabalık
Madrid videolarına baktığımda ilk hissettiğim şey kalabalıktı. İnsanlar, sokaklar, meydanlar… Ama garip bir şekilde yalnızlık hissi de vardı.
Kendime şunu yazdım o gün defterime: “Kalabalığın içinde kaybolmak nasıl bir his olur acaba?”
Madrid bana biraz bunu düşündürdü. Sanki herkes bir yere yetişiyor ama kimse gerçekten durup nefes almıyor gibi.
İçimde bir yanım Madrid’i sevdi. Çünkü hareket vardı. Ama diğer yanım uzak durdu. Belki de ben hâlâ küçük şehirlerin sessizliğine alışkınım.
Barselona ile ilk karşılaşmam
Deniz ve şehir aynı anda nasıl güzel olabilir?
Barselona’yı ilk gördüğümde içimde bir şey çözüldü. Deniz… Sokaklar… Gaudi’nin o garip ama büyüleyici binaları… Sanki şehir değil de bir hayal gibi duruyordu.
O an istemsizce şunu düşündüm: “İspanya’nın en güzel şehri hangisidir?” Eğer sadece gözle bakarsam cevap Barselona mı olurdu?
Bir süre öyle hissettim. Çünkü Barselona insanı içine çekiyor. Sanki orada yaşarsan her şey daha anlamlı olacak gibi bir yanılsama yaratıyor.
Ama sonra durdum. Kendime dürüst oldum. Ben gerçekten orada mutlu olur muydum, yoksa sadece uzaktan bakınca mı güzeldi?
Bu soru beni biraz üzdü. Çünkü bazı şeyler uzaktan daha güzel görünür ya… işte tam öyle bir histi.
Sevilla: Güneşin altında ağır bir duygu
İçimi ısıtan ama aynı zamanda yoran bir şehir
Sevilla videolarını açtığımda bambaşka bir şey hissettim. Orası daha sıcak, daha yavaş, daha duygusal bir yer gibiydi.
Flamenko müziği, dar sokaklar, sıcak ışık… Bir anda kendimi başka bir dünyada hissettim.
O an defterime şunu yazdım: “Bazı şehirler insanı yormuyor, içine çekip eritiyor.”
Sevilla bana bunu yaptı. Ama aynı zamanda biraz da ağır geldi. Sanki orada her şey çok yoğun yaşanıyor gibi.
Ve yine aynı soru döndü kafamda: “İspanya’nın en güzel şehri hangisidir?” Eğer duygulara bakarsam Sevilla mıydı?
Bir akşam Kayseri’de karar verememek
Bir akşam işten döndüğümde yorgundum. Ayakkabılarımı çıkarıp koltuğa oturdum. Telefonu açtım ama hiçbir şeye bakmak istemedim.
O an fark ettim ki bu şehirler bana sadece güzellik sunmuyor. Her biri benden bir şey alıyor gibi hissediyordum. Madrid düşünceyi, Barselona hayali, Sevilla duyguyu.
Ve ben hangisini seçsem eksik kalacaktım.
O gece uzun süre tavana baktım. İçimde garip bir boşluk vardı. Sanki hiç gitmediğim bir yer için üzülüyordum.
Defterime yazdığım cümle
O gece sadece bir cümle yazdım:
“Belki de en güzel şehir, insanın en çok özlediği şehirdir.”
Sonra kapattım defteri.
Hayal kırıklığıyla gelen farkındalık
Her şeyin bir cevabı olmak zorunda değilmiş
İlk başta biraz hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü net bir cevap bulamamıştım. “İspanya’nın en güzel şehri hangisidir?” sorusu hâlâ havada duruyordu.
Ama zaman geçtikçe şunu fark ettim: Belki de sorun cevabı bulamamaktı değil, yanlış cevap aramaktı.
Şehirler insan gibi. Hepsinin farklı bir karakteri var. Ve birini “en güzel” yapmak diğerine haksızlık gibi geliyor artık.
Bu düşünce beni rahatlattı ama aynı zamanda biraz da büyüttü. Çünkü hayatta her şeyin tek bir doğru cevabı olmadığını kabul etmek kolay değil.
Umut: Bir gün gitme ihtimali
Gerçek olmayan bir yolculuğun gerçek duygusu
Bir gece uyumadan önce gözlerimi kapattım ve kendimi Barselona sokaklarında yürürken hayal ettim. Denizi hissettim, kalabalığı duydum, sıcak havayı düşündüm.
O an içimde garip bir umut vardı. Gerçekten oraya gider miyim bilmiyorum. Ama gitme ihtimali bile insanı değiştiriyor.
Belki de mesele gitmek değil, gitmeyi hayal edebilmekti.
Şehirlerin bende bıraktığı iz
Madrid düşünce gibi, Barselona hayal gibi, Sevilla duygu gibi
Şimdi geriye dönüp baktığımda üç şehir de bende farklı bir şey bıraktı.
Madrid bana hayatın hızını, Barselona hayalin gücünü, Sevilla ise duyguların ağırlığını hatırlatıyor.
Ve yine o soru geliyor: “İspanya’nın en güzel şehri hangisidir?”
Cevap vermek istemiyorum artık. Çünkü cevap verirsem diğerlerini silmiş gibi olacağım.
Bugün “İspanya’nın en güzel şehri hangisidir” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Habernette ile daha fazla içerik için takipte kalın!
Kayseri’de son bir gece düşüncesi
Bu yazıyı yazarken yine Kayseri’deyim. Pencere açık, dışarıda hafif bir rüzgâr var. Şehir yine sessiz.
İçimde garip bir huzur var. Çünkü artık bilmemenin de bir tür cevap olduğunu kabul ediyorum.
Belki de İspanya’nın en güzel şehri diye bir şey yok. Belki de her şehir, onu gören insana göre değişiyor.
Ve ben bunu öğrendiğimde biraz büyüdüğümü hissettim.
Defterimi kapatırken son bir şey yazdım:
“Bazı sorular cevaplanmaz, sadece yaşanır.”
İlgili Yazımız: İnsan kemiği kaç derecede erir ?